Türkiye’nin ekonomik buhran nedeni savurganlık

0
574

Borsa.net.tr

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik burhanın başlıca sebeplerinden bir tanesinin, “Tasarruf” olduğunu ve bu tasarrufu ülke olarak uygulayamadığımızı şu anki geldiğimiz konumdan daha iyi bir şekilde görüyoruz. Başta halk olarak daha sonra devleti yönetenlerce para konusunda savurgan olduğumuzu hep birlikte en acı bir şekilde öğrendik.

Bunun itirafı ise İstanbul Büyükşehir Belediye adayı Sayın Binali Yıldırımdan geldi: Binali Yıldırım: “Biz para yağmur gibi yağarken sanki hiç ödemeyecekmiş gibi bol bol almışız. Geri ödeme zamanı gelince ‘nereden çıktı bu’ demeye başlamışız.”

Savurganlığın önüne geçilememesi ve ekonomiyi geliştirmek adına yürütülen politikaların yarar sağlamaması sonunca tüketim ihtiyacının karşılanması da bir hayli pahalılaştı. Eskiden belki soframızda çokça bulunmayan fakat şu aralar altın değerinde olan beyaz lahananın fiyatı yıllara göre artış gösterdi.

Aralık 2017’de 1.40TL olan sebze Ocak 2018’de 1.30TL olmuş ve Aralık sonunda 1.88TL’ye çıkmıştır. 2019’un Ocak ayında ise 2.18TL civarında olduğunu görüyoruz. Sonuç olarak geçen yılın Ocak ayına göre %68 zam var.
Fakat üreticiden alınan beyaz lahananın fiyatı ise:

Geçen yılın Ocak ayına göre üreticide fiyat artışı %48 oranınında olup bu durumda ortaya çıkan sonuç tüketicide %68 zam, üreticide ise %48 zam olmuş. Üretici-Tüketici makası da bir yılda %83’den %103’e çıkmış.

Mevcut durumun asıl problemlerinden biri çiftçinin senelerden beri tarladan sattığı ürün fiyatının çok az zamlanmış olmasıdır. Örneğin kuru soğan 8 yıl aradan sonra 0,84krş’dan 0,89krş çıkıyor. Fakat bunun arasındaki komisyoncular ise fahiş fiyatlarla zam üstüne zam yaparak emekçiye değil, aracı olanın daha fazla kazanmasını sağlayarak üreticiyi öldürmektedir. Bir başka problemimize bakacak olursak çiftçiye yapılan destek mi yoksa köstek mi?

Bugün tarımda hem bitkisel üretimde hem de hayvancılıkta çözüm bekleyen en önemli sorun yüksek girdi maliyetleridir. Bitkisel üretim yapan çiftçi, temel girdilerden mazot, tohum, gübre ve ilaç kullanarak üretim yapıyor. Bu girdilerin hepsinde Türkiye dışa bağımlı. Döviz arttıkça üretim maliyeti artıyor. Çiftçi bunu ürün fiyatına yansıtamıyor.
Hayvansal üretimde ise en önemli iki girdi, hayvan materyali ve yemde dışa bağımlıyız. Hayvanı ve yemini ithal ederek üretim yapmaya çalışıyoruz.

Döviz arttıkça üretim maliyetleri artıyor. Fakat et ve süt ürünlerinde fiyat hep aynı kalsın isteniyor. Türkiye, kendi çiftçisini ithal ürünlerle terbiye etme politikası uyguluyor. Hangi ürünün fiyatı artarsa hemen ithal edilerek düşürülmeye çalışılıyor. İthalatla terbiye etme anlayışından hemen vazgeçmeli ve ithalat değil, üretim ve ihracat desteklenmeli.
Türkiye, iklim değişikliğini yeterince ciddiye almıyor ve kaderci bir yaklaşımla değerlendiriliyor.