KÜRESELLEŞME, KRİZLER VE DENGELEME MEKANİZMALARI

0
59

 

2008 krizinden önceki dönemde ortaya atılan bir hipotez var. Bu hipotez ekonomilerin artık birbirine bağlı olmaktan çıktığı ve aralarında bir çeşit ayrılma (decoupling) oluştuğuna dayanıyor. Buna göre örneğin ABD’de bir sıkıntı yaşansa bile, örneğin Çin’in, Hindistan’ın ve Rusya’nın büyümesi bundan fazla etkilenmeyecek ve bu ekonomilerdeki gelişme ABD’deki gerilemeyi dengeleyerek dünyada bir daralma yaşanmasının önüne geçecek. Ekonomiler arasında birtakım güç dengeleri oluşmaya başladığı doğru olmakla birlikte, bunların ABD’deki düşüşü dengeleyebilecek çapta olduğunu söylemek mümkün değil. Daha önce bir tabloda gösterdiğimiz gibi ABD ekonomisi dediğimizde dünya ekonomisinin dörtte birinden fazlasını konuşuyoruz demektir. Bunu hangi ekonomi ya da ekonomiler dengeleyebilir? Böyle bir düşüşü Avrupa’nın dengeleyemediği ortaya çıkmış durumda. Şimdilerde herkesin gözü Çin’in üzerine çevrilmiş bulunuyor. Oysa Çin’de üretimi yapan büyük ölçüde ABD ve Avrupa firmalarıdır. İçindeki Çinli emeğini ve enerji girdisini bir kenara koyduğumuzda geriye kalan sermaye ve teknolojinin Amerika’ya ya da Avrupa’ya ait olduğunu görüyoruz. Amerika ve Avrupa, ekonomilerinde yavaşlama ve talep düşüşü oluştuğunda Çin’in bu malları nereye satacağı sorusunun yanıtı yok

Cin’in iç piyasasında bu malları alabilecek talep yok. Dolayısıyla ABD deki resesyonu dengelemeye dünyanın kalanın gücü yetmez. Japonya’nın bunu

dengeleyecek hali yok, yeni yeni ayağa kalkıyor. Avrupa yeteri güce

sahip değil, Çin ya da Hindistan deseniz zaten Abd ve Avrupa’nın üretim acentesi gibi çalışıyor, onlara bağımlı. Bric, Brezilya(b), Rusya(r), Hindistan(ı)

ve Çin (C) ekonomilerinin birlikteliğini vurgulamak üzere geliştirilmiş kısaltmayı ifade ediyor. İlk kez goldman sachs’ın küresel ekonomi araştırmalar bölümü başkanı Jim O’neill tarafından 2003 yılında “Dreaming with Bric’s” adlı makalesinde kullanılmış.

Konu bu dört ülkeye ilişkin bir kısaltmayla kalmıyor, aynı zamanda bu dört ülkenin yüzyılın ortalarına doğru dünya ekonomisinde en zengin ekonomiler arasına gireceği tezini ortaya atıyor. Bazıları Bric ekonomilerini Meksika’yı, bazıları Güney Afrika’yı, bazıları da Doğu Avrupa ve Türkiye’yi katarak genişletiyor.

Bric tezine göre bu dört ekonomi arasında bazı benzerlikler ve farklılıklar var. Bunlardan Çin ve Hindistan tekstilden küçük ev aletlerine, mutfak eşyasından elektronik mallara kadar birçok farklı sanayi malının üreticisi ve ihracatçısı, Brezilya ve Rusya ise dünyanın başlıca sanayi girdileri ihracatçısı konumunda bulunuyor. Çin ve Hindistan’da emeğe ödenen ücret batılı ülkelerdeki ücretle karşılaştırıldığında son derecede düşük düzeyde kalıyor. O nedenle ABD ve Avrupa’nın birçok sanayi yatırımcısı yatırımlarını bu ülkelerde yapıp üretim birimlerini burada kuruyorlar. Brezilya soya ve demir cevheri, Rusya ise doğal gaz ve petrol ihracatçısı. Çin ve Hindistan sanayi üretiminde Rusya ve Brezilya ihracatını kullanıyor. Bric tezi bu ülkelerin bu birlikteliği daha ileri götürmeleri halinde hep birlikte dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasına gireceği görüşüne dayanıyor. Bu birlikte çimi basit bir işbirliğinden, bir ekonomik birlik oluşturmaya kadar gidebilir. Bu ülkeler arasında kimse AB gibi bir siyasal

Birlik doğmasını beklememekle birlikte, ortaya çıkabilecek bir ekonomik birliğin oldukça güçlü bir blok yaratabileceği görüşü yaygınlık kazanıyor.

“Decoupling” hipotezi de bu birliktelik üzerine geliştirilmiş. Coupling İngilizcede çift oluşturma, eşleme, birliktelik anlamına geliyor. Bunun olumsuz ek alarak decoupling biçimine gelmiş olan hali de ayrılma, birlikteliği bozma anlamına geliyor. Hipoteze göre, ikisi dünyanın belli başlı sanayi girdilerini ihraç eden, öteki ikisi de bu girdileri de kullanarak sanayi malları üretip ihraç bu dört ülke giderek gelişmiş ülkelere bağımlı olmaktan çıkıyorlar. Yani örneğin ABD’de bir ekonomik kriz ortaya çıksa bile bu dört ülke aralarındaki ekonomik bağlılığı kullanarak üretmeye ve satmaya devam edebilirler. Hiç kuşkusuz burada üretimin çok ucuza yapılmasının da etkisi var. Yani talep ne kadar düşse de bu kadar ucuza satılan mallara olan talebin düşmeyeceği, hatta gelir düştükçe bu mallara olan talebin artabileceği öne sürülüyor. Decoupling hipotezi ilginç bir biçimde bu dört ekonominin ister istemez birlikteliğine yani “coupling” yapmasına dayanıyor.

Bric tezi de decoupling hipotezi de gitgide artan biçimde eleştiriliyor. En önemli eleştirilerden biri, bunlardan Çin ve Hindistan’da ücretlerin düşüklüğünün sonsuza kadar süremeyeceği ve gün gelip de ücretler gelişmiş ülke standartlarına yaklaştığında üretimin ucuza yapılamayacağı, dolayısıyla ihracatın sıkıntıya gireceği yolunda. Bric ekonomilerinin gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşması için yüzyılın ortalarına kadar bir hedef biçildiğine göre bu eleştirilerin bu zaman süresi içinde haklı çıkması büyük olasılık gibi görünüyor.

Yukarıda değinilen makalenin Türkçe adı “Bric ile Rüya Görmek.” Güzel bir rüyaymış gibi görünüyor. Gerçekleştiğini varsayalım. Bu dört ülkenin nüfusu o zamana kadar dünya nüfusunun neredeyse yarısına denk gelecek. Bunların üçte biri Avrupa standartlarında bir yaşam düzeyine ulaşırsa çevre konusunun ne olacağı sorusunun yanıtını verecek kimse yok. Beş yüz milyon yeni orta ve üst gelirli tüketici otomobil kullanacak, evine klima taktıracak, elektrikli ev araçları kullanacak, deterjan tüketecek.