TÜRK LİRASI NEDEN DEĞER KAYBEDİYOR? KORONA VİRÜSÜN ETKİSİ NEDİR? BEKLENTİLER NELER?

0
136

Türk Lirası yılbaşından bu yana ABD doları karşısında %16 değer kaybetmiş durumda. Para piyasası uzmanları TL’deki değer kaybını ve dolar/TL kurundaki yükselişi birkaç temel nedene bağlıyor. Enflasyonun çift hanelerde kalmaya sürmesine karşın Merkez Bankası’nın son bir yıl içerisinde politika faizini %24 seviyesinden %8,25’e kadar indirmesinin TL’nin cazibesini azalttığı ve yatırımcıların TL varlıklara olan ilgisinin azaldığı belirtiliyor. Enflasyonun yüksek seyretmesine karşın faiz indirimlerinin sürmesi sonucunda Türkiye negatif reel faiz veren bir ülke konumuna gelmiş durumda.
Bir diğer gerekçe ise Merkez Bankası’nın azalan döviz rezervlerinin Türk lirasını destekleme kapasitesine olan güveni azaltması olarak dile getiriliyor.
TL’nin baskı altında olmasına neden olan bir diğer neden ise korona virüs salgını nedeniyle ülkeye döviz girişinde yaşanan düşüş. Yaz sezonunda Türkiye’ye gelen yabancı turist sayısında yaşanan düşüş, turizm gelirlerinin geçen yılların oldukça gerisinde kalmasına neden oldu. Son açıklanan verilere göre haziran ayında Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı %96 düştü. Korona virüs, etkisini ihracatta da hissettiriyor. Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa’da talebin salgınla paralel gerilemesi sonucu Türkiye’nin ihracatında da beklenen seviyeler yakalanamadı ve ihracattan elde edilen döviz geliri de azaldı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Nisan ve Mayıs aylarında ihracat %40’ın üzerinde düştükten sonra Haziran’da % 15 artmıştı.
Öte yandan TL reel faizinin Türkiye için yeterli bulmayan yabancı yatırımcıların sabit getirili ve hisse senetlerinden yılbaşından beri çıkışı da 11 milyar doları aştı.
TL’DE DEĞER KAYBI NELERE YOL AÇIYOR?
Dış ticaret açığı veren ve enerjide dışa bağımlı olan bir ülke olan Türkiye için TL’nin değer kaybetmesi, ithalat maliyetlerini artırıyor. Özellikle enerji ithalatı maliyetlerinin yükselmesi sonucu doğalgaz ve petrol fiyatlarındaki yükseliş, genel üretim maliyetlerini artırıyor. Üretim maliyetlerindeki artış işe TL’deki değer kaybının enflasyonu yükseltmesine yol açıyor. TL’deki değer kaybının bir diğer etkisi ise TL geliri olan ancak dövizle borçlanan özel sektörde hissediliyor. Türk Lirası’nın değer kaybetmesi, hem şirketlerin döviz borçlarını geri ödemesini hem de borçların çevrilmesini zorlaştırıyor. Merkez Bankası verilerine göre özel sektörün 12 ay içerisinde geri ödemesi gereken döviz borcu 162 milyar dolar seviyesinde.
TL İÇİN BEKLENTİLER NELER?
Türk Lirası’nın ABD doları karşısında kısa vadede toparlanması beklenmiyor. Rabobank’tan kıdemli stratejist Piotr Matys, yatırımcılara gönderdiği piyasa notunda “Gelecek birkaç ay içerisinde Türkiye ekonomisine dair beklentilerin ciddi biçimde toparlanmaması halinde, Dolar/TL’nin 7’nin üzerinde kalıcı olması olası” diyor. IMF ise açıkladığı son Dış Sektör Raporu’nda, Türkiye’nin dış şoklara karşı kırılgan olduğunu vurguladı ve Merkez Bankası’na rezervleri yeniden yükseltecek bir stratejiye geçip enflasyonu dizginlemeye yönelik adımlar atma tavsiyesinde bulundu. Tera Yatırım Ekonomisti Enver Erkan, TL’nin değer kaybının nedeni olarak aşağıdaki açıklamayı yaptı:
“Negatif pozisyondaki reel faiz ve kredi genişlemesi TL’nin konumunun zayıf kalmasına neden oluyor. Swap faizleri de eski seviyesine indikten sonra TL’nin değer kaybı hızlandı.”
“MEVCUT PARA VE KUR POLİTİKASI İÇİN ÜÇ FARKLI SENARYO VAR”
Bir bankanın Hazine yetkilisi Reuters’in döviz piyasasındaki çıkışları endişeleri ne sonlandırabilir konusuyla alakalı şunları söyledi:
“Mevcut para ve kur politikasından yeni bir politikaya geçiş için üç farklı senaryo çiziyoruz. Birincisi ve en düşük ihtimal küresel risk iştahında artışla kendi kendine endişelerin ortadan kalkması.
İkinci olasılık negatif faizden vazgeçilmesi ki bu da siyasi olarak faizi sevmeyen bir ülke olduğumuz için hiç de kolay değil. Başka seçenek kalmadan önce faiz artışı da öngörmüyoruz.”
Üçüncü ihtimal yeni bir döviz girdisi yaratılması. Katar ile olduğu gibi swap anlaşmalarının yaygınlaştırılması ya da IMF fonlaması. Her ne kadar sermaye kontrolü de bir seçenek gibi görülse de ekonomi yönetiminin söylemlerinden bunun değerlendirilmeyeceğini düşünüyoruz.” GİZEM NUR PEHLİVANOĞLU
BORSA.NET.TR EDİTÖRÜ