İMF: Pozitif büyüme oranı sürmekte

By on Ekim 8, 2013

imfUluslararası Para Fonu’nun (IMF) Türkiye 4. madde değerlendirmesinde “2012 yılında Türkiye, dengesizliklerinde memnuniyet verici bir azalmayı başarırken, pozitif büyüme oranını da sürdürmüştür” denildi.

Hazine’nin internet sitesinde yer alan değerlendirmeler şöyle:

2012 yılında Türkiye, dengesizliklerinde memnuniyet verici bir azalmayı başarırken, pozitif büyüme oranını da sürdürmüştür. 2013 yılında, büyüme hızlanmış ve tekrar yurt içi talep kaynaklı olmaya başlamıştır. Dengesizliklerin hala yüksek seviyelerde olması ve küresel finansal ortamın daha az hoşgörülü bir nitelik arz etmesi nedeniyle, bu kırılganlıkların azaltılmasının kısa ve orta vadeli politikaların en temel odağı olması gerekmektedir. Kısa vadede, yetkililerin enflasyon hedefinin tutturulması ve yeterli bir nominal çıpa ortaya konulması için para politikasının daha sıkılaştırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Maliye politikası da sıkılaştırılarak, 2014 yılında yapısal faiz dışı fazla artırılmalıdır. Orta vadede, Türkiye ekonomisi için temel zorluklar, yurt içi tasarrufların artırılması ve yapısal reformların kararlı bir biçimde uygulanmasıdır. Her iki politika da, ekonominin uzun vadeli büyüme potansiyelinin artmasına hizmet ederken, sürdürülebilir bir dış dengenin devamını sağlayacaktır.

1. 2012 yılında yetkililerce uygulanan politikalar, ekonominin yeniden dengelenmesinde memnuniyet verici sonuçlara ulaşılmasını sağlarken, işsizliğin de düşük seviyede tutulmasına imkan vermiştir. Bu durum, 2013 yılında ekonomik aktivitenin hızlanması için gerekli zemini oluşturmuştur. Ekonomik canlanma, 2012 yılının ikinci yarısından itibaren uygulanan canlandırıcı politika sayesinde özel tüketim ve kamu yatırımlarının öncülüğünde gerçekleşmiştir. İşsizlik düşük seviyelerde kalırken; hane halkı bilançoları ise, borçluluk oranlarının düşük bir bazdan yükseliyor olmasından dolayı, göreli olarak sağlıklı kalmıştır. Yurt içi talebin güç kazanması ile birlikte, 2013 yılı büyümesinin % 3,8 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Mevcut makroekonomik politikalara devam edilmesi halinde ise önümüzdeki yıla ilişkin büyüme tahmini % 3,5’tir.

2. Yurt içi talep öncülüğündeki büyüme, cari işlemler açığı ve enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskılar oluşturmaktadır. Cari işlemler açığının, kısmen altın ithalatındaki artışın da etkisiyle, bu yılın sonunda GSYH’nin %7’sinin üzerine yükselmesi beklenmekte olup; önümüzdeki sene de bu seviyeye yakın bir oranda gerçekleşmesi öngörülmektedir. Enflasyon eğilimleri ve TL’deki değer kaybı, enflasyon oranının hem bu yıl için, hem de önümüzdeki sene, %5’lik enflasyon hedefinin üzerinde gerçekleşmesine neden olabilecektir.

3. Gelişmiş ülkelerin para politikalarına ilişkin piyasalar tarafından yapılan yeniden değerlendirme, Türkiye’nin temel kırılganlığı olan dış dengesizliği açığa çıkarmıştır. Küresel faiz oranlarının normalleşmesi sürecinde zamanlama ve miktar belirsiz olmakla birlikte; portföy yatırımlarındaki son dönemdeki yeniden dengelenme, Türk varlıklarının yeniden fiyatlanmasına ve TL’de değer kaybına sebep olmuştur. Bu bağlamda ve brüt dış finansman gereğinin önümüzdeki birkaç yıl boyunca yüksek kalacağı varsayımı altında, sermaye akımlarının zayıflaması ya da tersine dönmesi ihtimali Türkiye ekonomisi için temel bir zorluk olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, politikaların bu risklerin azaltılmasına odaklanması gerekmektedir.

Makroekonomik Politika Çıpalarının Yeniden Tesisi

4. Yetkililerin ilk önceliği dengesizliklerin azaltılması olmalıdır. Kısa vadede; para politikası duruşu ve politika çerçevesi, nominal bir çıpa temin etmek amacıyla, doğrudan enflasyon hedefine odaklanmalıdır. Maliye politikası, harcamaların kısılması yoluyla sıkılaştırılmalıdır. Bu politikaların birlikte uygulanması, hem dış finansman ihtiyacının hem de enflasyonun azaltılmasına hizmet edecektir. Böylece, küresel portföy akımlarının yeniden dengelenmesiyle tetiklenebilecek sermaye akımlarının tersine dönmesi ihtimali önemli ölçüde azalacaktır.

Para Politikası

5. Yetkililerin enflasyon hedefi ile uyumlu olacak şekilde, para politikasında ilave sıkılaştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Yüksek kredi büyümesi, enflasyonun (hem manşet hem de çekirdek enflasyonun) yıl sonu hedefi olan %5’in oldukça üzerinde seyretmesi, yüksek ve artan cari işlemler açığı; başta bir haftalık repo faiz oranlarında olmak üzere, pozitif reel politika faiz oranını gerektirmektedir. Bu olmaksızın, enflasyonu ve beklentileri yetkililerin hedefi ile aynı paralele çekmek zor olacaktır.

6. Merkez Bankası para politikası çerçevesini tekrar gözden geçirmelidir. Nihai tahlilde, para politikası çerçevesinin başarısı enflasyon hedefine ulaştırabilmesine ve beklentileri bu hedefe odaklayabilmesine bağlıdır. Mevcut para politikası çerçevesi, yetkililerin enflasyon hedefini tutturmasına yardımcı olmayabilmekte ve parasal aktarım mekanizmasını zayıflatabilmektedir. Mevcut çerçeve karmaşıktır ve çok fazla hedefi bulunmaktadır. Dış ortamın daha hoşgörüsüz hale gelmesi ile birlikte, para politikası çerçevesi artan bir şekilde piyasalar tarafından sorgulanmakta ve politikaların piyasalarla iletişimini daha karmaşık bir hale getirmektedir. Para politikası çerçevesinin normalleştirilmesi, politika güvenilirliğini arttıracak ve piyasalarla iletişimi basitleştirecektir.

7. Yetkililer, döviz rezervlerinden yapılan satışlara sadece aşırı dalgalanmaları gidermek amacıyla başvurmalıdır, zira döviz piyasasına yapılan müdahaleler doğru para politikalarının ikamesi olamazlar. Bu yaklaşım, sınırlı net döviz rezervlerinin korunmasını sağlayacaktır. Sermaye girişlerinin tekrar başlaması halinde, net döviz rezervleri sterilize edilmiş müdahaleler yoluyla artırılmalıdır.

Maliye Politikası

8. Yetkililer, 2013 yılı kamu maliyesi hedeflerinin yakalanması doğrultusunda ilerlemektedir; ancak hâlihazırdaki maliye politikası duruşu genişleticidir ve kontrol altına alınmalıdır. Bu yılın başından günümüze kadar olan dönemde gelir performansı, bir defaya mahsus gelirlerin de bir miktar katkısıyla, güçlü seyretmektedir. Bu sayede, yetkililer, zaten ılımlı seviyelerde olan kamu borç stokunu daha da azaltacak olan 2013 yılı bütçe açığı hedefinin yakalanması doğrultusunda ilerlemektedir. Bununla birlikte, yüksek kamu gelirleri, nominal harcamalarda ciddi artışlara neden olmaktadır. Böylelikle, hükümet, özellikle yatırım harcamalarından ötürü, 2013 yılı için onaylanan bütçe tavanını aşacaktır.

9. Maliye politikası, dış kırılganlıkların azaltılmasında önemli bir role sahiptir. Dış dengesizlikle mücadele etmek için daha yüksek kamu tasarruflarına ihtiyaç duyulmaktadır. Buradan hareketle, 2014 yılı bütçesinde, mevcut 2013-2015 dönemi orta vadeli mali planında hükümet tarafından belirlenen faiz dışı harcama seviyeleri hedef olarak alınmalı ve beklenenin üzerinde elde edilen kamu gelirleri tasarruf edilmelidir. Yapısal bütçe açığında GSYH’nin % 0,7’si oranında bir iyileşmeye işaret eden söz konusu politika hedeflemesi, Türkiye’nin makroekonomik dengesizliklerinin öngörüldüğü şekilde tedricen azaltılmasına ve mali disiplinin korunduğuna dair piyasalara güven telkin edilmesine önemli bir katkıda bulunacaktır.

10. Gittikçe katılaşan bütçenin yapısının gözden geçirilmesi de önem arz etmektedir. İhtiyari olmayan faiz dışı kamu harcamalarının toplam harcamalar içerisindeki payı – kısmen faiz harcamalarındaki azalmanın da imkan vermesiyle – neredeyse % 60 düzeyine ulaşmıştır. Cari harcamaların azaltılması, kamu yatırımları için yer açacaktır. Aynı zamanda, bu durum bütçenin esnekliğini ve bütçe tamponlarını artırarak; beklenmeyen ters bir şokun oluşması halinde maliye politikasının daha iyi bir karşılık vermesine imkan tanıyacaktır. Vergi tabanının genişletilmesi ve vergi idaresinin iyileştirilmesi yönünde hâlihazırda devam eden memnuniyet verici çalışmalar, bütçenin yapısını ve dayanıklılığını daha da geliştirecektir.

Finansal İstikrarın Korunması

11. Türk finans sistemi iyi bir performans sergilemeye devam etmektedir; ancak riskler de varlığını sürdürmektedir. Bankaların kaldıraç oranları ve takibe düşen kredilerinin seviyesi emsal ülkelere göre düşük seyretmekte; sermaye yeterlilik oranları yüksek seyrini korumakta; krediler çoğunlukla mevduatlarla finanse edilmekte ve bankaların büyük ölçekli açık döviz pozisyonları bulunmamaktadır. Yine de, mevcut yüksek kredi genişlemesi ortamının getirdiği riskler nedeniyle, gözetimin dikkatli bir biçimde sürdürülmesi gerekmektedir. Özellikle, şirketler kesiminde döviz kaynaklı likidite veya ödeme kabiliyeti sorunları takibe düşen kredilerde hızlı artışa neden olabileceğinden, şirketlere verilen döviz cinsinden kredilere daha fazla önem atfedilmelidir. Bankaların bilançolarının diğer tarafında ise, mevcut dış ortam göz önüne alındığında, bankacılık kesiminin döviz finansmanının miktar ve yapısının izlenmesi önemini muhafaza etmektedir.

12. İhtiyati politikalar, hane halkı kredileri ve şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarına yönelik olmalıdır. Finansal olmayan şirketler kesiminin döviz borçlanmasına ilişkin veri eksikliklerinin tüm boyutlarıyla giderilmesi gerekmektedir. Bu krediler için risk ağırlıklarının veya zorunlu karşılıkların artırılması değerlendirilebilir. Hızla büyüyen hane halkı kredileri kısmında ise, yetkililerin, kredi kartı limitlerinin gelirle bağlantılı hale getirilmesine yönelik planları memnuniyetle karşılanmakta ve bu plana ihtiyaç kredilerinin de dâhil edilebileceği düşünülmektedir. Aynı zamanda, mikro-ekonomik çarpıklıkların olmadığı durumlarda, ihtiyati politikaların bazı sektörlere verilen kredileri teşvik etme amacıyla kullanılmasına gerek bulunmamaktadır.

Tasarruflar Arttırılarak Dış Dengesizliklerin Kalıcı Olarak Azaltılması

13. Orta vadede zorluk, dengesizlikleri artırmadan büyümede bir canlanmanın yakalanmasıdır. Türkiye’nin nüfus yapısı, stratejik coğrafi konumu ve dinamik ekonomisi birçok fırsat sunmaktadır. Ancak, Türkiye’nin, her yıl büyük miktarlarda dış yükümlülük biriktirirken, yıllık ortalama yüzde 4 ila 5 oranında bir ortalama büyüme eğilimini sürdürmesi zor olacaktır. Yurt içi tasarrufların mevcut düşük seviyesi, yatırımların oldukça dalgalı bir yapı sergileyen dış akımlar tarafından belirlenmesi anlamına gelmektedir. Yapısal reformların uygulanmaması halinde, dış dengesizlikleri ve devamında oluşabilecek istikrarsızlıkları engellemek için, büyüme oranı tarihsel eğiliminin altında kalacaktır.

14. Yetkililer yurt içi tasarrufların artması gerektiğini doğru bir şekilde tespit etmişlerdir. Geçtiğimiz yıl uygulamaya konulan bireysel emeklilik reformundan bazı sonuçlar alınmaya başlanmıştır ve bu olumlu bir ilk adımdır. Ancak, kamu kesimi de tasarrufların artırılmasında önemli katkıda bulunarak öncü bir rol oynamalıdır. Bu bağlamda, 10. Kalkınma Planı’nda kamu tasarruflarında GSYH’nin %1,25’i oranında bir artış öngörülmesi övgüye değerdir. Bununla birlikte, yetkililer, orta vadede, küresel krizin başlangıcından önce gözlenen seviyelerle mütenasip daha iddialı bir faiz dışı fazla hedefini ortaya koymalıdır.

15. Yapısal reformlar, rekabetçiliği ve büyümeyi daha fazla desteklemelidir. Türk özel sektörü, şoklara uyum gösterme konusundaki yeteneğini göstermiştir. İş ortamının daha da iyileştirilmesi, bu dayanıklılığın artmasını sağlayacak ve istikrarlı bir dış finansman kaynağı olan doğrudan yabancı yatırımların daha fazla çekilmesine katkı sağlayacaktır. Eğitim alanında mesafe kaydedilerek, verimliliğin artırılması da temel önceliklerden biri olmalıdır. Hükümet politikaları ve son reformlarla paralel bir biçimde, enerji bağımlılığının daha da azaltılması, Türkiye’nin dış ticaret açığının önemli bir kısmını temsil eden enerji ithalat faturasının azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Büyük kayıt dışı sektörle mücadele konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmekle birlikte, bu alandaki çabalar sürdürülmelidir. Son olarak, işgücü piyasasının işleyişini iyileştirmek için uygulanan reformlar, verimlilik ve istihdamı artırıcı etkide bulunacaktır.

Bir önceki haberimiz olan JP Morgan`dan hisse değerlendirmesi! başlıklı Haberimizde Güncel ve JP Morgan konu başlığı altında haberlere ulaşabilirsiniz.